Ana Sayfa  |  Yardım  |  Üyeler  |  Giriş  |  Kayıt



Forum Ana Sayfası  »  Türk-İslam Tarihi
 »  Selçuklu Devleti'nin Siyasi Karakteri

Yeni Başlık  Cevap Yaz
Selçuklu Devleti'nin Siyasi Karakteri           (gösterim sayısı: 2.011)
Yazan Konu içeriği

boşluk

derdekea
[gökçen93]

Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 17.03.2014
İleti Sayısı: 12
Şehir: İstanbul
Durum: Forumda Değil

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder


1 kere teşekkür edildi.

Konu Tarihi: 03.04.2014- 00:37



Selçuklu Devleti Türk ve İslam menşeinden gelen unsur ve kurumların birleşmesiyle kurulmuş bir imparatorluktu.Onun göze çarpan ilk özelliği, Göktürklerde ve Karahanlılarda bütün belirtileri ile öne çıkan, eski Türk feodal bünyesine sahip oluşu idi. Selçuk'un oğulları daha babalarının ölümünü takip eden, en zayıf ve buhranlı zamanlarda bile, kendilerine bağlı göçebelerin başında bellir zümrelere ayrılmışlardı. Selçuklu imparatorluğu kurulurken de bu feodaş unsurlar devlete dahil oluyor; devlet hanedanın ortak malı ve diğer türkmen beyleri de bir takım idari, askeri ve siyasi haklara sahip sayılıyordu.Dandanakan zaferini takiben devlet kurulurken Tuğrul Bey eski Türk Hakanı olmak yerine Sultan olmakla; İnanç Yabgu ve Çağrı bey de dahil olmak üzere bütün beyler kendisine tabi bulunmakla birlikte   son iki de kendilerine ayrılan ülkelerde hüküm sürerek devleti uygulamada üçe bölmüşlerdi. Tuğrul Bey daha başlangıçtan beri merkeziyetçi bir devlet oluşturmak için çok çaba harcamış; İbrahim Yınal, Kutalmış ve El-basan gibi Selçuk'un torunu olan şehzadelere bir hakimiyet sahası bırakmamıştı.Ancak boy düzeninde iken yaşı icabı; hukuken reisleri olan İnanç yabgu ile devletin kuruluşu ve askeri zaferlerde birinci dereceden rolü bulunan Çağrı beyi hükümdarlık haklarından mahrum bırakmak kolay ve doğru değildi.

Tuğrul Bey zamanından beri merkeziyetçi devlet kurma çabaları feodal beylerin isyanları ile karşılaşmıştı.Bu sebeble feodal geleneğin dayanağı olan Türkmen beyleri zayıflatılmış; onların yerine kölelikten yetişme Türk emirleri kumandanlık ve valiliklere getirilmişti.   Ancak Büyük Selçuklu Sultanlarının ciddi çabalarına rağmen devleti hanedanın ortak malı kabul eden geleneği yıkmak, saltanat usulunü değiştirmek mümkün olmadığından her sultanın ölümü bir taht kavgasına,mücadele veya parçalanmya fırsat veriyordu. Sultanların hayatlarında bir varis belirlemeleri bile bu durumu değiştiremiyordu.

Hakan ve imparator karşılığı kullanıla "Sultan" unvanı bu manayı Selçuklular ile kazanmış ise de bu en yüksek otorite ile dahi Selçuklu sultanları hiçbir zaman Sasani,Bizans ve hatta Gazne hükümdarları gibi mutlak gücü temsil etmemişler; melikler ve beyler üzerinde ancak bir derece farkıyla en yüksek makama sahip bulunmuşlar ve eski Türk hakanları durumunda kalmışlardı. Merkeziyetçi çabalar sonucu bu mevkiiye gelen   köle emirlerde yine bu feodal esaslara göre mevki almışlardı.Hanedana bağlı şehzadeler bağlı devlet kurmakta ya da saltanatı ele geçirmekte ne kadar hak sahibi ise, ona bağlı Türkmen bey ve askeri de bu uğurda mücadeleye girişmeyi o kadar haklı görüyordu. Selçuk'un oğulları ve torunları hakimiyet davasına giriştikçe bunlara bağlı bey ve boylarda sonuna kadar kendilerine sadakat göstermiş ve mücadele yapmışlardı.Selçuk ve Gazne Sultanları; Türkistan Hakanları ile diğer tabilerin dereceleri yükseldiği ve bu sebeble de Sancar'ın hepsinin üstünde bir mevkide bulunarak "En büyük Sultan(Sultan-ul Azam)" unvanını ve makamını kazandığı zamanda da bu otorite mutlak hükümdar özelliği kazanamamıştır. Sert kurallara bağlı kurulmuş Ortaçağ Avrupa Feodalitesi'si devlet düzeni için ne denli uyuşturucu olmuşsa Selçuk feodalizmi de o derece siyasi buhranlara sebebiyet vermiştir. Bununla beraber yetenekli kişilerin devletin başına geçmesine imkan veriyordu. Nitekim Selçuklu Devleti'nin gücü Tuğrul Bey, Çağrı Bey, Alparslan, Melikşah,Kavurd Bey ve Sancar gibi büyük şahsiyetlerle mümkün olmuştur. Bunun yanında Selçuklu feodalizminin sadece siyasi olup sosyal bir durum arzetmediğini de hatırlatmalıyız.Sultan Sancar'ın büyük kişiliğine rağmen Melikşah'ın ölümünden sonra oluşan siyasi bunalım onun zamanında da etkisini göstermiştir. Böylece Büyük Selçuklu İmparatorluğu kuruluşundan Melikşah'ın ölümüne kadar(1040-1092) yükseliş ve azamet devrini, Sancar'ın ölümünde kadar(1092-1157) duraklama ve II.Tuğrul'un ölümüne kadar da (1157-1194) inkiraz devrini yaşayarak tarihe intikal etmiştir. Bununla beraber bu sadece Selçuklu hanedanına ait olup onun yerine geçen atabegler, sultanlar, emirler vasıtasıyla   Selçuklu Devleti fiilen devam ediyor; Türkiye Selçukluları da amcazadelerinin yıkılışından sonra yükselme devrine girmiş bulunuyordu.

kaynak:Selçuklular Tarihi ve Türk İslam Medeniyeti/ Prof. Dr. Osman Turan




Yeni Başlık  Cevap Yaz



Forum Ana Sayfası  »  Türk-İslam Tarihi
 »  Selçuklu Devleti'nin Siyasi Karakteri

Forum Ana Sayfası


 


Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör Büyük Selcuklu Devleti emreaksakal 0 1339 06.05.2014- 19:28
Konu Klasör Anadolu Selçuklu Devleti Kültür ve Medeniyeti emreaksakal 0 1302 06.05.2014- 19:42

Etiketler   Selçuklu,   Devletinin,   Siyasi,   Karakteri


Forum Yazılımı:   php Kolay Forum (phpKF)  ©  2007 - 2010   phpKF Ekibi

Tarihonline.com

 RSS Beslemesini Görmek için Tıklayın   RSS Beslemesini Google Sayfama Ekle   RSS Beslemesini Yahoo Sayfama Ekle



Sitemap | Ping | Yazı Yazma |

Kültür ve Sanat